Yıldız

Yeni Üye
  • Content Count

    9
  • Posts on chatbox

    0
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    2
  • Puanlar

    0 [ Donate ]

Yıldız last won the day on March 10

Yıldız had the most liked content!

Community Reputation

7 Neutral

1 Follower

About Yıldız

  • Rank
    Yeni Üye
  • Birthday 05/05/1996

Personal Information

  • Where did you hear
    Arkadaşımdan

Hobiler

  • En Sevdiğiniz Renk
    Lacivert

Recent Profile Visitors

157 profile views
  1. "Kendimden başka hiçbir eksiğim yok.” Franz Kafka, hiç şüphesiz edebiyat tarihine damgasını vurmuş çok büyük bir isimdir. Onun büyük bir heyecan ve keyifle okuduğumuz eserlerinde ise yalnızlık ve hüzün temalarını yoğun bir şekilde hissediyoruz. Yaşamı boyunca kendisini dünyadan soyutlayan ve kalabalıklar içinde yalnız bir birey olan Kafka, bu yalnızlığını eserlerinin ana kaynağı olarak görüyordu. Aynı zamanda Kafka için edebiyat; var olmanın, kendini var etmenin ve mücadele etmenin bir yolu, bir sembolüydü. Kendini “güçsüz” ve “hayatın olağan akışının dışında” olarak gördüğü bu yaşamında yazarak güç buluyordu. 1883 yılında Prag’da dünyaya gelen küçük Franz için zorluklar daha o zamanlarda başlamıştı. Almanca konuşan Yahudi bir ailenin çocuğu olan Kafka; Almanca konuştuğu için Çekler tarafından, Yahudi olduğu için ise Almanlar tarafından dışlanıyordu. Bunun yanında iki erkek kardeşi küçük yaşlarda ölmüş ve üç kız kardeşini de Nazi zulmünde kaybetmişti Kafka’nın yaşadığı bu zorlu hayatın en büyük pay sahibi ise hiç şüphesiz ki gaddar ve sert bir figür olarak gördüğü babasıydı. Bu adam, çocukluğu boyunca Kafka üzerinde mutlak bir baskı kurarak onu adeta edilgen bir hale soktu. Annesi de ne yazık ki bu durumu kabullenmişti ve elinden hiçbir şey gelmiyordu. Bütün bu psikolojik baskıların yanında fiziksel olarak da çok güçlü bir adam olan babası Hermann Kafka, çelimsiz ve zayıf olan Franz için korkutucu bir figürdü. Asker selamı vermeyi ve asker gibi yürümeyi becerdiğim zaman desteklerdin beni, ama ben geleceğin askeri değildim ya da iştahla yemek yiyebildiğim, hatta yanı sıra bir bira da içebildiğim zaman desteklerdin ya da anlamadığım şarkıları tekrar edebildiğim veya senin en sevdiğin lafları senin peşinden geveleyebildiğim zaman, ama bunların hiçbiri benim geleceğimin bir parçası değildi. Ve aslında bugün bile, herhangi bir konuda, ucu ancak sana da dokunuyorsa, zedelediğim veya benim şahsında zedelenen (Örneğin Pepa beni azarladığı zaman) senin onurunsa destekliyorsun beni. O zaman destekleniyorum, bana değerim hatırlatılıyor, yapmaya hakkım olan hamlelere dikkatim çekiliyor ve Pepa mutlak bir biçimde mahkum ediliyor. Ama şimdiki yaşımda artık desteğine neredeyse hiç ihtiyaç duymadığımı bir kenara bıraksak bile, ancak öncelikle söz konusu olan ben değilsem, gelen desteğin bana ne faydası olacak?” Kafka’nın kişiliğini etkileyen en büyük faktör olan babası, eserlerinin de bir numaralı unsuruydu. “Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerinden uyandığında kendini yatağında kocaman bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.” cümlesiyle tanıdığımız Dönüşüm, bu eserlerin en büyük örneği olarak verilebilir. Bu eserinde Kafka; babasının gaddarlığını, toplumsal ve ailesel baskı altında ezilen ve bu duruma tepkisini böceğe dönüşerek gösteren Gregor Samsa üzerinden anlatır. Bununla birlikte ise Kafka’nın babasına karşı duygularını tüm çıplaklığı ile yazıya döktüğü fakat babasına hiçbir zaman göndermediği “Babaya Mektuplar” adlı eseri de bu ikili ilişkinin gerçek yüzünü yansıtır. Kafka’nın yalnızlığını diğer eserlerinde de görmemiz mümkün. “Dava” adlı kitabında bir sabah uyandığında kendini tutuklamaya gelen memurları gören Josef K, büyük bir şokla karşılaşır. Tıpkı Gregor Samsa gibi ev-iş arasında gidip gelen çalışkan bir insan olan Josef K, bu suçlamalara anlam veremez ve durumunu sorgular. Fakat bu sorgulamalarından da sonuç alamadığı gibi kendini insanlara da anlatamaz. Bununla birlikte kendini anlam veremediği devlet işlerinin arasında kaybolmuş halde bulur. Kendisi öldükten sonra yayınlanan kitabı olma özelliğini taşıyan “Şato“da ise; bir okula hademe olarak atanan K., terfi edebilmek için Dava‘da olduğu gibi bürokrasiye karşı bir savaş verir. Ulaşmaya çalıştığı kişilere bir türlü ulaşamaz ve hep bir sürü engelle karşılaşır. Bu yoğun bürokrasiyi ise şato simgesiyle tasvir eder. Kafka’nın bir diğer şanssız olduğu konu ise aşktı. Önce 1912 yılında Felice Bauer ile tanışıp nişanlandı. Fakat 1919’a kadar üç kez ayrılmaları ile sonuçlanan bu ilişkiyi hastalığını gerekçe göstererek bitirmişti. Asıl sebep ise içinde bulunduğu yalnızlığına duyduğu bağımlılıktı. Bunun yanında ise edebiyat tarihine geçen aşkı Milena ile yaşadıkları, hepimizin aşina olduğu bir hikaye. Tanıştıklarında evli olan Milena’ya karşı her geçen gün bağımlı hale gelen Kafka, mektuplaşmaları ilk başlarda kendisini hayata bağlasa da ilerleyen zamanlarda bu aşkın imkansızlığı yüzünden derin acılar yaşamıştı. *Franz Kafka-Babaya Mektuplar
  2. İran sineması dili diğerlerinden çok daha farklı olan yapımlar ortaya koyuyor. Belki İran kültürünün vermiş olduğu bir farklılık, belki yönetmenlerin ve insanların dünyaya baktıkları pencerenin etkisi. Diğerlerinden çok daha vurucu. Kişilere, diyaloglara ve olaylara daha çok bağlı yapımlar. Sanatsal ve sinematografik yönü de oldukça güçlü. İlk izlendiğinde Hollywood yapımlarını izleyen biri için biraz değişik ve alışılmadık gelecek olsa da tadı damakta ve zihinde uzun sürece kalacak filmler çıkıyor İran’dan. Unutmadan bir hatırlatma; genelde hayatın çok keyifli yönlerinden bahsetmeyen, yer yer insanın içini ezen, duygu yoğunluğu yüksek filmler bunlar. Mutlaka izlemenizi önerdiğimiz beş tanesini sizler için derledik. 1) Baran Baran, kelime anlamıyla “yağmur”. 2001 yapımı Majid Majidi tarafından yönetmenliği yapılmış bir film. Film, Tahran’da geçer. Afganistan’ın işgal edilmesiyle binlerce Afgan İran’a sığınır. Afganlar inşaatlarda kaçak çalışarak hayatı bir yerinden kazanmaya çalışır. Film aslında bu inşaatlardan birinde geçiyor.Yürek parçalayan duru bir aşk filmi. Adını ana karakterinden alır. Tüm film boyunca sesini duymadığımız kadından. 2) Sarhoş Atlar Zamanı-Zamani Barayé Masti Asbha İranlı yönetmen Bahman Gobadi‘nin 2000 yılında yönetmenliğini yaptığı Kürtçe/Farsça bir film. İran sınırındaki Kürtlerin hayatını konu alıyor. Tek geçim kaynağı kaçakçılık yapmak olan insanların hikayesini izliyoruz mükemmel kar manzaralarıyla. Filmin adının da bir anlamı var. Kaçakçılık için kullandıkları atlar buz gibi havada çalıştırmak için buldukları yöntemden geliyor. Atların içtiği suya, ısınıp hareketlenebilmeleri için viski katıyorlar. Çaresizliğin tüm soğukluğunu ortaya koyan hüzünlü bir yapım daha. 3) Cennetin Çocukları- Bacheha-Ye Aseman Filmin yönetmen koltuğunda yine Majid Majidioturuyor. İki küçük çocuğun bir çift ayakkabıyla olan hikayesi. Bir acıyı, sıkıntılı koşulları ajite ederek değil, derin derin mesajlarla veriyor. Unutulan değerlerden ve kardeşlikten başarılı bir yansıma. Bu filmin temasında fakirlik de var, şanssızlık da var ama en çok bağlılık ve güven var. 4) Bir Ayrılık-Codayi-i Nadir Ez Simin Bir Ayrılık, Asgar Ferhadi tarafından yönetilen 2011 İran yapımı bir dram filmi. Film, boşanmak üzere olan Simin ve Nader çiftinin hikayesini konu alıyor. Simin’in İran’dan gitmek istemesiyle başlayan süreç boşanma kararına varıyor. Çocuklarının velayeti için yarışmalarını ve tüm o süreçte yaşananları izliyoruz. Bu arada toplumdaki tüm rolleri, ikili ilişkilerdeki birçok hatayı ve herkesin biraz çaresiz olduğunu görüyoruz. Film sanki bir eve, iki insanın konuşmasına gizlice kenardan tanıklık ediyormuşuz hissi uyandırıyor. Sonunda ise soruyu bize soruyor. 5) Şşş! Kızlar Bağırmaz-Hiss Dokhtarha Faryad Nemizanand 2013 yılı, İran yapımı. Senaryosu ve yönetmenliği İranlı kadın yönetmen Pouran Derakhshandeh tarafından omuzlanmıştır. Başrolde Tannaz Tabatabaei var. Konusu ise: “Şirin birkaç saat sonra evlenecektir ancak umulmadık bir şey olur ve tanımadığı bir adamı öldürür. Bu suçun sebebi, Şirin’in kâbus dolu çocukluğunda gizlidir. Sır düğümleri bir bir çözülür ve asıl soru ortaya çıkar: “Gerçek Suçlu Kimdir?” Yönetmen çocuk istismarı, cinsel taciz ve tecavüzün bir insanın üzerinde bırakacağı yaraları, bu yaraların sebebiyet verebileceklerini anlatmayı ummuştur filmde. Tüm bunları yaparken bir toplum eleştirisi yapmış, aynayı suçlu olmadığını zannedenlere tutmuştur. Suçlu olmak sadece suçu işlemek değil demiş, tüm duyarsızlıkların o suça sebebiyet verdiği fikrini aktarmıştır. 6) Kaplumbağalar Da Uçar Kaplumbağalar da Uçar Sarhoş Atlar Zamanı’nın da yönetmenliğini yapan Bahman Gobadi‘nin 2004’te çektiği filmi. Bu filmde yönetmen savaşın gerçekliğine, en çok çocukların nasıl vurulduğuna ayna tutmuştur. Savaşı, çocukların gözünden ve onların hayatlarına odaklanarak anlatmış. Savaşın paramparça ettiği o hayatları göstermiştir. Agrin, Hengov ve Riga’nın hikayesi üzerinden…
  3. Kadınlar Okulu, toplumsal ve bireysel ahlakın en önemli ölçütü olarak bireyin içtenliğini ve kendini tanıması gerekliliğini vurgulayan André Gide'in bu görüşünü en açık biçimde ortaya koyduğu eserlerden biri olarak çıkar karşımıza. Burjuva bir ailenin 1894-1936 yılları arasında üç ayrı bireyi tarafından kendi bakış açılarından anlatılan hikâyesi, dünyayı kendini var etme aracı olarak gören bir adamın ve kendini onun üzerinden yeniden tanımlamaya çalışan bir kadının yirmi yıllık beraberliğinin güncesi gibidir adeta. Belirli bir zamanı ve mekânı temel alarak toplumsal ve bireysel olanın birleştiği noktaları ustalıkla yansıtan Gide, bu romanında da, ülkesinin kültürel nabzını XX. yüzyılın politik ve ekonomik gelgitleri arasında son derece isabetli biçimde tutmayı başarıyor.
  4. Güzel ve kalıcı kokusuyla öneri parfüm
  5. - Max Factor False Lash Effect Suya Dayanıklı Maskara Büyük fırçasıyla kirpikleri kökten uca kavrayarak takma kirpik etkisi yaratıyor. Suya dayanıklı olduğu kadar sıcağa da dayanıklılık gösteriyor ve akma yapmıyor.
  6. Welcome to Forum | Forum Bilgisi.Com. Please feel free to browse around and get to know the others. If you have any questions please don't hesitate to ask.